Bir hikaye...
Son Gece
Güneş turuncu bir top gibi gökyüzünde asılı duruyor. Sokaklar henüz tenha ve sessiz. Güneş yükseldikçe duvarlardaki gölgeler yavaş yavaş siliniyor. Bugün diğer günlerden çok farklı. Bugün seni, bu senelik son kez görüşüm olacak. Bu son güzel geceyi yaşamak için sabırsızca günün bu saatinde uykusuzluktan- yada heyecanda diyebiliriz- ayaktayım. Çayı demleyeli bir saat kadar oluyor. Demi güzel, nefis bir tadı ve harika bir kokusu var tabi senin kokun yanında bir hiç ama genede güzel, hayatımı güzel kılan kokulardan bu da. Saatler geçmek bilmiyor seni görüceğimi düşündükçe daha da yavaşlıyor. Bir kaç saat mutfak camından güneşin doğuşunu tüm ayrıntıları ile izliyorum. İnsanlar yavaş yavaş evlerinden çıkıp işlerine gidiyorlar. İstanbul akşam ki derin uykusundan yavaş yavaş uyanıyor. Hava açık, güneşi engelleyecek hiç bir bulut yok gökyüzünde. Güneş tam sapsarı olmuşken, çayım bitiyor. Aç değilim ama yemek yemeliyim, iki yumurta biraz peynir ve işte benim klasik kahvaltım tabi çayı unutmamak gerek çay hayatımı her zaman tamamlar benim.
Saatler geçiyor, güneş gene sabahki gibi turuncuya dönmeye başlıyor ve işte ben hazırım. Yavaş yavaş evden çıkmam, maslak'a gitmem lazım. Sen biraz geç gelirsin biliyorum ama ben orada olmalıyım seni heyecanla, aşkla, tüm varlığımla beklemeliyim. Heyecanlanıyorum biraz, ya kıyafetimi beğenmezsen, ya ayakkabılarım sana pis gözükürse. Bu korkulardan uzaklaşmalıyım, evden dışarı atıyorum kendimi. Sokakta sıcak bir günün ardından ısı saçan duvarlar yüzüme sıcacık üflüyor ve ardından akşamın güzel serinletici yelleri başlıyor. Rüzgar yüzümü her okşayışında sanki senin ellerin değiyor yüzüme. Mutluyum. Seni son kez de olsa bugün göreceğim, azda olsa günü yaşamak lazım.
Maslaktayım, üniversitenin kantininde arkadaşlarla muhabbet ediyor, bin bir türlü şakalar yapıyor ve seni heyecanla bekliyorum. Bu aralarda gelmen lazım akşamın yapılacağı yer yarı yarıya dolu herkes masalarında arkadaşlarıyla sohbette. Peki sen niye gelmedin, ya gelmezsen. Felaket, işte o zaman büyük bir şair gibi felaketim olur bu ve ağlarım belki. Ama hayır işte sen. İşte geldin buradasın. Beni görmedin arkadaşlarının oturduğu masaya oturdun bende en yaratıcı yalanlarım ve ustaca- sadece sevdiği için kurnazlaşan insanların kurnazlığı ile- manevralar yapıp arkadaşlarımı masamıza gitmeye ikna ediyorum.
Arkadaşlarım ile masamızdayız, sen tam karşımdaki masadasın, o kadar güzelsin ki sanki afrodit gerçek olmuşta karşıma geçmiş bana umursamazca bakıp, beni kıskandırmak istiyor. Afrodit belki güzeldi, ama sen benim için bir tanrısın, tapmamı istediğin an ayaklarını öpeceğim. Bana bakıyorsun, bakışıyoruz, uzunca, gözlerin gözlerime yakarcasına değiyor ve haşlıyor. Artık senin gözlerinin kölesiyim. Ama çekiyorsun bir an gözlerini ve bir arkadaşın benim önüme geçiyor bir kaç saniyeliğine, korkuya kapılıyorum, gözlerini arıyor gözlerim telaş içinde. Arkadaşın çekiliyor sen yerinde yoksun, telaşım gittikçe artıyor, bakışlarımla heryeri arıyorum. Sonra bir an görüyorum seni, bana bakıyorsun, sanki seni arayıp aramayacağımı öğrenmek istermişçesine bakıyorusun bana ve aradığımı gördüğünden gülümsüyorsun bana. Mutluyum.
Gece ilerliyor. Dans müziği çalmaya başlıyor. Seninle henüz resmen tanışmadık ama seni dansa kaldırmak istiyorum. Çevreme bakıyorum, arkadaşlarım kalkmıyor. Kalkmıyorlar bir türlü yalnız kalsam daha cesaretli olabilirim. Sana bakıyorum, sanki hadi der gibisin. Ama olmuyor o kadar içmeme rağmen cesaretimi toplayamıyorum. Kendime ettiğim küfürlerin haddi hesabı yok. Ama ne küfür para ediyor ne seni kaçırma korkusu, şu, toplum tarafından programlanmış zavallı beynime.Müzik sonlanıyor, seni dansa kaldırmadım.
Gece bitti. Sen gidiyorsun bu seni 3 ay göremeyeceğim anlamına geliyor. Son kez dönüp bakıyorsun, ama benim beynim o kadar zavallı ki anlamıyor. Gidiyorsun evine, bende kendimi dışarı atıyorum. Hiçbir arkadaşımı yanıma almamak yalnız kalmak için yürüyorum maslaktan beşiktaşa ve evimin sokağına geliyorum kendime küfrede ede, anahtarı çeviriyorum. Evdeyim, odama koşuyorum, yatağımda ses çıkarmamak için yastığı kafama sertçe bastırarak, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Sana o gece sormalıydım bunu biliyorum. O gece ya soracaktım, yada seni kaybedecektim.
Sana sormadım, hala ne olacağını bilmiyorum. Sen bir başkası ile evlisin artık.Birşeyleri kaybettiğim kesin. O zamanlar yalnızdın,kimse yoktu hayatında, şimdi var. Ben mi? Ben aynıyım hayatımda bir kaç şey değişti, evimi taşıdım, artık senin için ağladığım şehirde değilim, yalnızım, hala gülüyorum birçok şeye ama eksiğim sanki. Sanki sen tamamlardın beni. Sanki.
AyyaşMestan